Dünya Sokak Hayvanları Günü, 2010 yılından itibaren 33 ülkede kutlanıyor. Dünya üzerinde milyonlarca sokak hayvanı bir yandan açlıkla, barınmayla ve iklim koşullarıyla mücadele ederken; diğer yandan da şiddet ve istismara maruz kalıyor. Türkiye’de ise 30 Temmuz’da AKP ve MHP milletvekillerinin oyları ile Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu‘nda kabul edilen Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 2 Ağustos’da Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanun Resmi Gazete’de yayımlandıktan sonra hayvanseverler düzeneldikleri basın açıklamaları ile Anayasa Mahkemesi’nden kanunun geri çekilmesini talep etti. Türkiye genelinde sayısız şiddet ve katliam örneğine şahit olundu. Cumhuriyet, bu süreçte yaşanılan toplumsal sorunları ve hayvan haklarını İstanbul Hayvan Hakları Meclisi Koordinasyon Üyesi Akademisyen Dr. Kiraz Özdoğan ve İstanbul Hayvan Hakları Meclisi Koordinasyon üyesi Özge Koçyiğit ile konuştu. Özdoğan, köpeklerin barınaklara götürülme aşamasında büyük travmalar yaşadığını söyleyerek “Bütün bu toplama araçları ve oradaki tutsaklık süreçler köpeklerde ağır bir travmaya yol açıyor. Yemek yemeyi reddeden, sahibi dışında kimseye kendini sevdirmeyen, bakılmasına bile tahammül edemeyen köpekler var. Çok ağır yaraları ve kırıkları olan ama tedavi göremeyen köpekler var” ifadelerini kullandı.
KÖPEKLER ARTIK BİR META
Hayvanseverlerin hayvan hakları mücadeleleri sırasında bir çok barınak ve belediye tarafından reddedildiklerini söyleyen Özdoğan, “Çok nadirdir gönüllülerle birlikte aktif bir şekilde köpeklerin yaşam kalitesini her anlamda yükseltmeye çalışan ilçe ve merkez belediyeler. Bunu yapan belediyelerde çok olumlu sonuçlar alındı. Şu an gönüllüler barınaklara girebiliyorlarsa, bunu etiyle tırnağıyla kazanılış hakkı olarak düşünebilirsiniz” dedi. Basın ve medyadaki dezenformasyon kampanyalarına değinen Özdoğan, gündemde köpeklerin hedef gösterildiğini ve yalan haberlerden kaçınılmasını gerektiiğini belirtti. Özdoğan, köpek endüstrisinin tehlikeli bir boyut aldığına değinerek, “ Köpeklere sadece üretmek için bakan ve ondan sonra satamadığını atan veya satıldığı zaman o köpeğin ne olduğu hiç umursamayan bir piyasa var. Köpekler artık bir meta. Satılamayan köpeklerin bir kısmı işte yıllarca belki satılmak için kafeslerde kalmış oluyor. Şimdi 2000’lere geldiğimizde bu piyasa yükseldi ve siz bir piyasada köpek üreten bir çiftlik olsanız size sokak köpekleri batar. Çünkü satın almayan sokakta köpek besleyen insanlar var. Halbuki kendi malını satmak istiyor. Ona mal diye bakıyor. Ürettiği hayvana bir mal, üretim nesnesi olarak bakıyor” diye konuştu.
KADINA HAYVANSEVER OLMAK DA ZOR
Hayvansever kadınların toplumda baskılara maruz kaldığını söyleyen Özdoğan, “Dışarda hayvanları besleyen kadınları, ‘Sen köpek besliyorsun ama toplumsal cinsiyet rollerini yapmıyorsun ki. Evde çocuğuna yemek yapıyor musun?’ şeklinde manipüle ediyorlar. Daha üzücü olan şey ise kadınların hayvanları beslemek kötü bir şeymiş gibi kendilerini savunmaya çalışmaları. Burada bir yaşam hakkının ihlali söz konusu” dedi.
SOKAKTA YAŞAYAN CANLAR TEHDİT ALTINDA
Koçyiğit ise “Bugün 4 Nisan Sokak Hayvanları Günü. Ancak ne yazık ki, bu günü bir kutlama değil, bir mücadele günü olarak anıyoruz. Yeni yasa ile birlikte sokak hayvanları şehirlerimizden adeta silinmek isteniyor. Barınakların yetersizliği, belediyelerin sorumluluklarını yerine getirmemesi ve toplumda yaratılan olumsuz algı nedeniyle sokakta yaşayan canlar büyük bir tehdit altında” ifadelerini kullandı.
Doğayı ve şehirleri insan ihtiyaçlarına göre şekillendirirken hayvanların yaşam alanlarının gasp edildiğini belirten Koçyiğit “Sokak hayvanlarıyla ilgili yaşanan kaosun temelinde belediyelerin 20 yıldır kısırlaştırma görevlerini yerine getirmemesi yatıyor. Nüfus kontrolü sağlanmadığı için sokakta yaşayan hayvan sayısı arttı ve şimdi bu sorunun faturası onlara kesiliyor. Sokak hayvanlarının en temel ihtiyaçları gönüllüler ve hayvanseverler tarafından karşılanıyor. Belediyelerin sağlamakla yükümlü olduğu hizmetler, bireylerin omuzlarına yüklenmiş durumda. Bugün özel veteriner kliniklerinde tedavi ettirilen bir sokak hayvanı için ödenen ücret, tamamen gönüllülerin ceplerinden çıkıyor. Oysa belediyelerin veteriner hizmetlerini artırması, bakım evlerinde ücretsiz ve erişilebilir tedavi sağlaması gerekir” diye konuştu.
Yuvalandırmanın hayvanlar üzerindeki olumsuz algılar yüzünden daha zor olduğunu belirten Koçyiğit “Sokak hayvanlarına yönelik olumsuz algının her geçen gün arttığı bir ortamda, insanların bu hayvanları sahiplenmeye teşvik edilmesi için etkili kampanyalar yürütülmesi gerekir. Ancak devlet, barınaklarda yuvalandırmanın mümkün olacağını iddia ederek, sorunu çözüyormuş gibi gösteriyor.
Oysa barınaklarda tutulan, fiziksel ve ruhsal sağlığı bozulan hayvanları yuvalandırmanın ne kadar zor olduğunu en iyi biz biliyoruz” dedi.
Koçyiğit, sokak hayvanlarının yaşam hakkını korumak için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:
• Toplu kısırlaştırma programlarının acilen başlatılması ve belediyelerin bu konuda şeffaf olması
• Barınak koşullarının iyileştirilmesi, veteriner hizmetlerinin artırılması ve ücretsiz sağlık hizmeti sunulması
• Yuvalandırma sürecinin gerçekçi bir şekilde ele alınması, geniş çaplı farkındalık kampanyaları düzenlenmesi
• Belediyelerin sorumluluklarını yerine getirmesi, bütçelerinin sokak hayvanlarının refahını da kapsayacak şekilde düzenlenmesi