Paris’teki tahtakurusu istilası dünyanın dilinde… Ünlü model Adriana Lima bile tahtakurularınca ısırıldığını paylaşırken, aklıma Mehmet Akif’in tahtakurusundan çektikleri geldi.

Burak Artuner yazdı

Paris’in tahtakurusu istilasına uğraması, Paris Moda Haftası’nda süper model Adria Lima’nın otelde geçirdiği gecenin ardından tahtakurusu saldırısına uğradığını açıklaması beni bir asır öncesine götürdü.

KANDIRILMIŞ MÜSLÜMANLARA GERÇEĞİ ANLATTI

Köhnemiş şehirlerin baş belası olan tahtakurusu Birinci Dünya Savaşı yıllarında İstanbul’un da ana dertlerinden biriydi. İstiklal Şairi Mehmet Akif Ersoy, Alman İmparatoru II. Willhelm’in isteği ve yakın dostu Genelkurmay Başkanı Enver Paşa’nın emriyle Berlin’de, İngilizler, Fransızlar tarafından yürütülen kara propagandaya karşı düşman saflarındaki Müslüman esirlere gerçeği anlatmak üzere Berlin’e gitmişti.
Almanya’ya Alman Dışişleri Bakanlığı temsilcisinin delaletiyle giden Mehmet Âkif ve Şeyh Salih El Tunusi Berlin’de meşhur Brandenburg kapısının yanındaki tarihi Adlon Otel’de misafir edilmişti. Almanya’yı ilk kez bu kadar yakından tanıyan Akif, kaldığı otel başta olmak üzere Berlin’in insanı hayran bırakan gelişmişliğini şiirine yansıtır.

AKİF ASLINDA BİR BATI HAYRANIYDI

Âkif’in Adlon Otel’le ilgili düşünceleri hayranlık derecesinde olumluydu. Genelde Doğu medeniyetine bağlılığı ile tanınan şair aslında Batı medeniyetinin büyük bir hayranıydı. O bir zamanlar Doğu’nun ihtişamını biliyor, ancak yaşadığı devre baktığında Doğunun esareti ve geri kalmışlığı onu derinden yaralıyordu.

Berlin Hatıraları’nda Doğu ile Batı arasındaki keskin çizgiyi nasıl gördüğünü, İstanbul’un ve Berlin’deki otellerini karşılaştırarak en güzel şekilde yapmıştı… “İstanbul Oteli” adlı şiirinde şu mısralar onun

“Meğer oteller olurmuş saray kadar ma´mûr,
Adam girer de yaşarmış içinde, mest-i huzûr,
Beş altı yüz odanın her birinde pufla yatak,
Nasîb olursa eğer, hiç düşünme yatmana bak!
Sokakta kar yağa dursun, odanda fasl-ı bahâr
Dışarda leyle-i yeldâ, içerde nısf ı nehâr!
Hayât-ı nûrunu temdîd edip her âvîze,
Fezâda nescediyor bir sabâh-ı pâkîze,
Havâyı kızdırarak hissolunmayan bir ocak;
Ilık ılık geziyor, her tarafta aynı sıcak.
Gürül gürül akıyor çeşmeler, temiz mi temiz;
Soğuk da isteseniz var, sıcak da isteseniz.
Gıcır gıcır ötüyor ortalık titizlikten,
Sanırsınız ki zemîninde olmamış gezinen.
Ne kehle var o mübârek döşekte hiç, ne pire; Kaşınma hissi muattal bu i´tibâra göre!..
Unuttum ismini…
Bir sırnaşık böcek vardı…
Çıkar duvarlara, yastık budur, der atlardı.
Ezince bir koku peydâ olurdu çokça, iti…
Bilirsiniz a canım…
Neydi? Neydi? Tahtabiti!
O hemşerim, sanırım, çoktan inmemiş buraya,
Bucak bucak aradım, olsa rast gelirdim ya! “

Akif’in eşsiz şiirini okuduktan sonra şu iki soru geçiyor aklımdan:

“Yoksa Paris köhnedi mi?
Yoksa Paris doğululaştı mı?”

Herkese iyi pazarlar dilerim…

patronlardunyasi.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx